“Lasciate ogni sperenza voi ch’intrate” demiş Dante cehennemin kapılarından girerken görülecekler için. Gitmiş te biliyor gibi yazmış, dışarıdan bakınca güzel hikaye tabi. Bizim tatlı su müslümanlarındaki siyah beyaz cehennem anlayışından çok daha güzel yazmış adam örneğin. İyi insanlar arafa gidiyor, dürüst ama dinsiz olanlar Limbo denen birinci kata gidiyorlar. Ne ceza var ne ödül. Şehvetin pençesine düşenler ikinci kata, aç gözlüler üçüncü kata, savurganlar dördüncü kata, gazap ve öfke verenler beşinci kata, düzene ve inançlara karşı gelenler altıncı kata, şiddet kullananlar ve eziyet edenler yedinci kata, hilekar ve yobazlar sekizinci kata, hainler de dokuzuncu kata gidiyorlar. Dokuzuncu kata Cocytus deniyor ve şeytan burada yaşıyor. En dipteki yer dokuzuncu kat, gerek tanrıya, gerek ailesine, gerek ülkesine ihanet edenler buraya geliyorlar.

Cehennem bu şekilde açık bir şekilde anlatılsaymış ben şimdiki samimiyetsiz ve kaçak oynayan inançlıların bir çoğunun daha doğru ve dürüst bir noktada olacağını düşünüyorum aslında. Hilekar ve yobazlar sekizinci kata gidiyor mesela düşün en kötü katın bir üstü. Her halde çakallık yapmadan ve samimiyetsizliklerini hiç utanmadan dışa vurmadan önce biraz daha düşünebilirlerdi. Açık olmak lazım, sonunda bu insanlar korkuyla hükmedildikleri için inanıyorlar zaten. Sorsan bunu kabul etmezler tabi, ama biraz sorgulayıcı bir şey söylesen “haşa” lafı ağızlarından düşmez, titrerler adeta. E madem korkuya ihtiyaçları var, tam olarak neden korkması gerektiklerini daha açık bir şekilde dile getirebilirmiş bu yüce tanrısal varlık aslında. Kurandaki kopuk kopuk ayrı “….. işte onlar için cehennem vardır” sözcüklerinden bahsetmiyorum çünkü yoruma açıp sağından solundan dönüyorlar ve kopukluk unutmayı kolaylaştırıyor zaten.

Kişisel olarak benim umrumda mı? Aslında olmaması lazım ve pek değil de. Ama yine de etrafımda ve yaşantımda samimiyete değer veren bir insanım sanırım. Bu yüzden yaşamın farklı evrelerinde bu kadar iki yüzlülükle karşı karşıya olunca kendimi tutamıyorum. Kimse ne istediğini bilmiyor, bildiğini iddia edenler asıl istediklerini saklamak için başka şeyler istiyor. Filmin rulosu gibi her karede farklı bir rol ve tebessüm. Bana karşı dürüst olma onu istemiyorum, kendine karşı dürüst ol o yeter.

Marlon Brando rol yapmanın bir hayatta kalma becerisi olduğunu ve insanoğlunun içgüdüsel olarak öğrendiği bir yetenek olduğunu söylemişti. İnandıkları cehenneme koşarak giderken bu yeteneği daha az kullansalar hızları azalacak sanki. Neyse canım, bizim anadolu halkının kafasını fazla şişirmemek lazım, yoruluyorlar sonra…

(150 kez ziyaret edilmiş, bugün 1)
0